Güzel düşünen güzel görür güzel gören hayattan lezzet alır.
More Cool Stuff At poqbum.com
29/1/2008
-
insan

İnsan, varlıklar içinde Allah'ın bütün sıfatlarına mazhar olan yegane varlıktır.
O Allah'ın üstürlabıdır. Yüce Allah, insanı kendinden bizzat bilgin, bilen ve bilgili yarattığından, insan da kendi varlığının üstürlabında, zaman zaman Allah'ın tecellisini ve eşsiz güzelliğini görür.
Her şey insandadır. O, Allah'ın Cemalinin aynasıdır. Bunun için insan her dilediğini kendisinden istemelidir.
Adem'i kendi suretinde yarattı, hadisi gereğince Allah, insanda kulluğun sıfatına zıt olan Allahlık sıfatını ödünç olarak bulundurmuştur.
İnsan büyük bir şeydir ve içinde her şey yazılıdır. Fakat karanlıklar ve perdeler bırakmaz ki içindekileri okuyabilsin.
İnsan konuşan bir hayvandır, derler. Şu halde o, iki şeyden müteşekkildir. Bu dünyada onun hayvanlık tarafının gıdası, bu şehvet verici şeyler ve arzulardır. Özünün, yani insanlık tarafının gıdası ise bilgi, hikmet ve Allah'ın cemalidir. İnsanın hayvanlık tarafı Hak'tan, insanlık tarafı ise dünyadan kaçmaktadır.
Her insan büyük bir alemdir.
İnsan düşünceden ibarettir, geri kalan et ve sinirdir.
İnsanda o kadar büyük bir aşk, hırs, arzu ve üzüntü vardır ki yüzbinlerce alem kendisinin olsa yine huzur bulamaz. Bu zevklerin, arzuların hepsi bir merdivene benzer. Merdiven basamakları oturup kalmak için elverişli değildir; üzerine basıp geçmek için yapılmıştır. Uzun yolu kısaltmak, ömrü bu merdiven basamaklarında heder etmemek için çabuk uyanan ve durumu bilen insana ne mutlu!
mevlana
|
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
30/9/2007
-
Ramazan

Hoş geldin ateşim, yangınım, külüm. Ateş oldun. Avucumda tutamadım seni. İçime düştün. Kalbimin karasına çaldım kor yüreğini. İbrahim[as] gibi gülden ateşlere düşürdün canımı. Ey “kavurucu ateşim” akla beni, yak kirlerimi. Ey yangınım, sen başkalarına sakla serinliğini, küle çevir bedenimi, benliğimi.
Bir yangın yeridir Ramazan. Yüreğinin taraçalarına ötelerden kıvılcımlar sıçratır. Alnına göklerin sıcağını düşürür. Secdelerce ısınır yüreğin. Ilık yağmurlar üşüşür tenine. Rahmetle ıslanırsın. Merhamet denizinde yıkanırsın. Ezelde ruhuna dokunan kutlu sesin yankısı yeniden erişir kulağına.
***
Hoş geldin yolum, yoldaşım, menzilim. Yol oldun ruhuma. Dünyanın telaşından çekip aldın beni. Kalbimin serin vadisine taşıdın nefsimi. Beni benimle yeniden tanıştırdın. Yûnus[as] gibi denize attın, geceye bıraktın, balığın karnına soktun nefsimi. Kuraların hepsi bana çıktı. Nasıl da tanıdın “efendisinden kaçmış köle”yi? Ey yoldaşım, kötülerden sakla beni. Yolda bırak nefsimi.
Bedenine konuktur Ramazan. Tenine yeniden ruh üfler gibi sessizce gelir, sessizce gider. Derin bir nefes gibi dudağından kalbine müjdeler yollar. Benliğin kabuğunu kırar, bencilliğin göğsünde yaralar açar. Seni sana bitiştirir. Maddenin labirentlerinde kaybolmuş ruhunu kardeş ruhlarla yeniden buluşturur, yeniden barıştırır.
***
Hoş geldin ay yüzlüm, hilâl kaşlım, sevgilim. Can oldun tenime. Yeryüzünün cezbesinden kopardın beni. Göklerin temâşasına kaptırdım gözlerimi. Yüzümü kutlu aynalarda seyrettim. Rüyânı görmek için Yûsuf[as] gibi kuyulardan topladım hücrelerimi. Ey göklüm, yanına al beni. Yüz üstü bırak kibrimi, bencilliğimi.
Zamanın kutsanışıdır Ramazan. Hilâlin dokunuşuyla zaman mekana galip gelir. Kutsallık yörene gelir, yanına varır, eline doluşur. Sen onu arayıp bulmazsın, o seni bulur ve kucaklar. Sanki kıble sana yönelir. Sanki seccaden alnını öper. Sanki Kâbe sana yanaşır. Sanki En Sevgili[asm] evine konuk olur. Nereye gidersen git, yanında kalır Ramazan.
***
Hoş geldin bahar kokulum, çiçek tenlim, deniz gözlüm. Kabrimden kaldırdın beni. Adımı kazıdığım taşları kırdın. Sesimi yutan uçurumları uçuruma attın. Beni bana kattın yeniden. Sonsuzluğun müjdesini dokundurdun tenime. Bir İsâ[as] nefesi gibi dürttün kalbimi uykulardan. Ey gülüm, kokunu ver ruhuma. Uzaklara at cesedimi.
Bir uyanıştır Ramazan. Açlığın incelttiği bedeninde ruhuna daha çok yer kalır. Benliğin kabından çıkarsın, kutsiyetin Kâbe’sine varırsın. Bencilliğin kafesinden kurtulursun, meleklerin kanatlarına tutunursun. Yetimlerin gözlerindeki eşsiz sevince mimar olursun. Yoksulların gönlünde taş üstüne taş koyarsın. Ellerin kalbine diğer ilk kez. Mûsa[as] gibi göğsünde “yedi beyza” taşırsın. Aklanırsın, arınırsın, kutsanırsın.
*** Hoş geldin tatlı sözlüm, gül yüzlüm, sultanım. Bak, nasıl da uslandım. Sözüne kandım. Bakışınla yıkandım. Hamdım, piştim, yandım. Huzuruna vardım. Yaralarımın hepsini kanattım. Hasretlerimin hepsini avuttum. Teselline susadım. Yüzüne acıktım. Orucunu tuttum. İftarına muntazırım. Yâkub[as] gibi gömleğinin kokusuyla açtın gözlerimi. Ey âl yanaklım, “hümeyrâm”, yüzünü değdir yüzüme. Sözünün meltemine savur benliğimi.
Ne güzel terbiyedir oruç. Seni nefsinin karşısına koyar. Bedeninin kabuğuna derin çizikler atar. Teninde gül kokulu yaralar açar. Yüreğine fısıldar: “Sen sana ait değilsin!” Mideni boşalttıkça, kalbini doyurur. Ötelerden gelen kutlu bir kervan olur; seni kuyuda bulur, cennet karşılığı Sahibine satar.
*** Hoş geldin bi’tanem, nur tanem, nar tanem. Tut saçlarımdan kor gözlerinle. Ellerimi yu ellerinin ateşinde. Yüreğimi rehin tut sevdânın tenhasında. Yanımda kal, benimle kal, bana kal bütün bayramların arefesinde.
Seni sana çağırıyor Ramazan.
Senai Demirci |
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
12/6/2007
-
YENİDEN DOĞUŞ

YENİDEN DOĞUŞ
Tüm varlığım benim, karanlık bir ayettir seni, kendinde tekrarlayarak çiçeklenmenin ve yeşermenin sonsuz seherine götürecek.

Ben bu ayette seni ah çektim, ah ben bu ayette seni ağaca ve suya ve ateşe aşıladım!

Yaşam belki uzun bir caddedir, her gün filesiyle bir kadının geçtiği, yaşam belki bir urgandır, bir adamın daldan kendini astığı, yaşam belki okuldan dönen bir çocuktur, yaşam belki, iki sevişme arası rehavetinde yakılan bir sigaradır, ya da birinin şaşkınca yoldan geçişi, şapkasını kaldırarak, başka bir yoldan geçene anlamsız gülümsemeyle “günaydın” diyen.

Yaşam belki de o tıkalı andır, benim bakışımın senin buğulu gözlerinde kendini paramparça yıktığı ve bir duyumsama var bunda benim ay ve karanlığın algısıyla birleştireceğim.

Yalnızlık boyutlarındaki bir odada, aşk boyutlarındaki yüreğim, kendi mutluluğunun sade bahanelerini seyreder, saksıda çiçeklerin güzelim yok oluşunu ve senin bahçemize diktiğin fidanı ve bir pencere boyutlarında öten kanarya ötüşlerini.

Ah.. Budur benim payıma düşen, budur benim payıma düşen, benim payıma düşen, bir perde asılmasının benden aldığı gökyüzüdür, benim payıma düşen, terk edilmiş merdivenlerden inmektir ve ulaşmaktır bir şeylere çürüyüşte ve gurbette, benim payıma düşen anılar bahçesinde hüzünlü bir gezintidir.

Ve "ellerini seviyorum" diyen sesin hüznünde ölmektir.

Ellerimi bahçeye dikiyorum, yeşereceğim, biliyorum, biliyorum, biliyorum ve kırlangıçlar mürekkepli parmaklarımın çukurunda yumurtlayacaklar.

Küpeler takacağım kulaklarıma ikiz iki kirazdan ve tırnaklarımı papatya çiçeği yapraklarıyla süsleyeceğim. Bir sokak var orada, aynı karışık saçları, ince boyunları ve sıska bacaklarıyla küçük bir kızın masum gülüşlerini düşünüyorlar bir gece rüzgarın bizi alıp götürdüğü.

Bir sokak var benim yüreğimin çocukluk mahallesinden çaldığı, zaman çizgisinde bir oylumun yolculuğu ve bir oylumla gebe bırakmak bir zamanın kuru çizgisini bilinçli bir simgenin oylumu aynanın konukluğundan dönen.

Ve böylecedir, birisi ölür ve birisi yaşar. Hiçbir avcı, çukura dökülen hor bir arkta inci avlamayacaktır.

Ben hüzünlü küçük bir periyi biliyorum okyanusta yaşayan ve yüreğini tahta bir kavalda usul usul çalan küçük hüzünlü bir peri geceleri bir öpücükle ölen ve sabahları bir öpücükle yeniden doğacak olan...
Furuğ Ferruhzad ( 1935 - 1968 )
Çeviri : Haşim Hüsrevşahi |
Yorum (
1
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
9/6/2007
-
inanç hayatın kuvvetidir

Af dileyen, kendi kendini itham eder.
Aşk, kızıl gibi geçirilmesi gereken bir hastalıktır.
Bekleyebilen için herşey iyi sonuç verir.
Bir insanı, bulunduğu mevki ile değil, göz koyduğu mevkiyle ölçmelidir.
Güzel olan sevgili değil, sevgili olan güzeldir.
Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür, ama hiç kimse önce kendini değiştirmeyi düşünmez.
Hırsları kökünden atmak mümkün değildir. Onları sadece asıl ülkülerine doğru yöneltmeğe çalışmalı.
İnanç, hayatın kuvvetidir.
İnsanlar seni, istedikleri kadar bilsinler, ama kendi kendini aldatabilir misin?
Öyle davran ki, senin iraden kendini bir kanun koyucu gibi hissetsin. Öyle davran ki, bu davranış yanında insanlığı bir araç değil bir amaç olarak göresin. Öyle davran ki, senin iradenin bir kanun gibi genel geçerliliği olsun.
Savaş, mızraklı, trampetli bir bayram değildir. Onun manzarası kandır. Ölümdür.
Tarihin konusu, kavimlerin ve insanların hayatıdır.
Leo Nikolaevich TOLSTOY
|
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
5/5/2007
-
Bir düşünce ekersin

Bir düşünce ekersin,bir eylem biçersin.
Bir eylem ekersin,alışkanlık biçersin.
Bir alışkanlık ekersin,karakter biçersin.
Bir karakter ekersin,kaderini biçersin.
robin s. sharma |
Yorum (
1
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
11/3/2007
-
Dayan kalbim
11/3/2007
-
Yaşam için 13 satır

1. Seni sen olduğun icin değil, seninle birlikte olduğumda ben olduğum için seviyorum.
2. Hiç kimse gözyaşlarını hak etmez, onlara layık olan kişi ise seni ağlatmaz.
3. Sen istediğinde sana aşık olmaması, sana aşık olmadığı anlamına gelmez.
4. Gerçek arkadaş, elini tutan, kalbine dokunandır.
5. Birisine yabancılaşmanın en kötü biçimi yanında oturuyor olup ona hiç bir zaman ulaşamayacağını bilmektir.
6. Hiç bir zaman gülümsemekten vazgeçme, üzgün olduğunda bile! Gülümsemene kimin, ne zaman aşık olacağını bilemezsin.
7. Tüm dünya için sadece bir kişi olabilirsin fakat bazıları için sen bir dünyasın.
8. Zamanı onu seninle birlikte geçirmeye hazır olmayan biriyle geçirme.
9. Belki de Allah uygun kişiyi tanımandan önce yanlış kişilerle tanışmanı, onu tanıdığında minnettar olman için istedi.
10. "Bitti" diye üzülme, "yaşandı" diye sevin.
11. Her zaman seni üzecek birileri olacaktır, yapman gereken insanlara güvenmeye devam etmek, kime iki defa güveneceğine daha fazla dikkat etmektir.
12. Birini daha iyi tanımadan ve bu kişinin senin kim olduğunu bilmesinden önce kendini daha iyi bir kişiye dönüştür ve kim olduğunu bilerek kendine güven.
13. Kendini çok zorlama, en güzel şeyler onları en az beklediğinde olur.
" YAŞANAN HERŞEYİN BİR SEBEBİ VARDIR..! " |
Yorum (
1
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
1/3/2007
-
sevdası herşeyden aziz olan efendim

sevdası herşeyden azîz olan efendim; gönül bahçemde açan, ıtırları esrikleştiren çiçekler sereyim selâmımdan evvel ayak bastığınız ve basmanızla şâd olup yeşeren, renklenen çöllerimin kumul kıvrımlarına. zarf albenili olsa da bahane, aslolan mazruftur bilirsiniz. çünkü yangınımın ateşinden yanık ucu, ıtriyatın tüm çekiciliğinde kaynayan ve yanan yüreğin kıvılcımlarını ve güllerin rayihasına sinmiş kül kokusunu sanırım duyuyorsunuzdur. neler söylemez ki o titreşimler çırpındıkça göğüs kafesimizin içinde mahpus, küskün serçemiz. ipek ellerinizin zarif tutuşlarında sızlanması diner belki ümidi rafa kaldırmış yüreğin. bilesiniz bu kâğıt parçasına gizlenmiştir söyleyemediklerim. sebeb-i varlığım efendim; edebinden lâl kesilmiş dilin anlatmayı beceremediği özlemleri çok görmeyiniz. acaba diyorum gözlerinize -her ne kadar bakmayı ar etmiş olsam da orda ki ışıltıyı fark etmediğimi düşünmeyesiniz ve merakım şudur - bir kez daha tüm cesaretimi toplayıp da bakarsam yine o ışıltıyı hükmünü sürüyor görebilir miyim bilemiyorum. o bakışta hayat ve aşk vardı ve o bana yön vermiş aşkta yön bulmuş akışta düğümledim ömrümü. sonra çözülmeyi unuttum efendim. elleriniz alışkındı gemici düğümlerine ya aşkın düğümlerini nereden öğrendi de bende misali bağladım bahtımı rüzigârınıza. nereye estirirseniz oraya yön bulurum; kızgın sahranızda yanar, kutuplarınızın buzulunda donar, ilk baharınızda açar, sonbaharınızda solar oldum. kastınız ömrüme bilir ve sererim önünüze!.. külliyen adandığım efendim; hasretin kıskacında eğer ki bu akıllara ziyan zihni kurtarabilirsem yanmaktan, çiğ kalmaktan korkarım. ama yanmasına yön verip körüklersem közlerimi divane bir meczuptan öte gitmez hâllerim. o zaman sevgili sadece âşıklık derecem yükselecek ama şuursuz hallerin araftaki tek temsilcisi olacağım. daha kalbin arka bahçelerinin ahvalini soracak olursanız bendenizden rüzgârlardan, yağmurlardan beslenip fırtınanın gözünden uzak kalmaya çalışıyor ki yeşerme ümidi olan dalları kırılmasın. kimbilir gün gelir vuslat hükmünü sürer de abad olur gülistan. tahtıma sultan efendim; bilirsiniz ki her başlangıcın sonu, her hayatın ölümü vardır. benim de mevsimimden göç yolunu tuttu kırlangıçlarım, ağaçlarımdan yemişlerim, dallarımdan çiçeklerim. artık hazan demindeyiz ve kelimelere isyan kisvesi giydirmeden mazrufumuzu büyük bir zarafetle zarflayıp ardından allayıp pullayıp uçuralım güvercin sessizliğinde. içine tekrar selâm ve muhabbetlerimizi yükleyerek emin, sadık ve eşsiz yüreğin sahibi efendimize!.. |
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
1/3/2007
-
Akasya Düşleri

önce sevmeyi öğrettiler tenden uzak, gönle yakın. sonra ellerimi kelepçeledi her gelip geçen gönülçelen. her şarkıya riyakâr notalar dizdiler ve astılar ömrümü çığırtkan bir sehpada. sallandı düşüm, ardından lerzeye tutulmuş ışıkta düştüm kabir denen kuyuya. ben seni şarkılarla sevmiştim, her nota gül olurdu solmayan baharlara. seni sırılsıklam, kırkikindi yağmurları kadar duru, bengisu kadar eşsiz, sabır çiçekleri gibi hoş kokulu sevmiştim. şimdi sildim adını şarkılardan. bir notalık yokmuş değerim. bekledim çok bekledim daha beklerdim de lâkin sevdanın senin dilinde bir engerek gibi raksettiğini gördüm. sen zehirdin, zehredendin. geçer elbet geçmeyecek sandığımız her dokunuşunda karabasan sancımız. eloğlu kalbimize ekipman kurmuş, olta atıp ağ salmış hayatımıza. ömrümüz misinanın ucunda, tırnaklarımızsa ağlarını parçalamakta. saçlarımız şefkatli yosunlarla koyun koyuna. nasıl olsa ilkyazdan kalma sınır çizgimiz o yeşil ışık var ya, alır gözlerimizi anaforlarımızda. gün gelir senin hesabınca tutmaz ebced. dağılır ağ, kopar misina, hoyrat bir türkü tutturur dalgalar imbatlar eşliğinde okşar takılanı. iskelenin nabzından akan intihar, boğar düzeneğinde kıvrılan yılanı. zaman kırar omurgasında baş eğmez hergele aykırılıkları. bakmasını bilmeyen gözlerin düşürdüğün de as beni turkuaza tutunamayışlarımdan. ya da azat et ruhumu iblisin şerrinden. arala mahşerimin kızıllığını, düş renginden ama sakın aşkla sınama! katledilen yüreğin ahvali kazınır tenimin taravetini kaybetmiş yasına. yazılınca cürmü nemrud'un kitabesine günahının sancısında doğuyordu yol gösteren sitare. kut/sayıp doyduğum tasından ıslak bir ölüm içiyordu iniltiyle peygamber çiçeği. akrebin bu kaçıncı ihaneti? kim öğretecek cihetini kaybetmiş aşka, leylâk zamanlarında kalbin zaten ölü nefes doğurduğunu. kutsal saydıklarımızın koynunda aklanırken kınanma, kıyametimi geçtim. övünme, devinme, ardım-sıra sevinme. gör bak ne belâları sevdim ayaklarımı sımsıkı bastığım zeminde. pençelerimde boşluğa düşerken şehir, başıbozuk sahillerin kursağına tıkanmış kumulda inliyor dehrin amansız fermanı. ağlama duvarına hapsedilmiş gözyaşı, serpecek isyanını gözlerin nezaretinde. her bakış 'yine vurgun mu' diyecek setlerini yıktıkça ölüm? haydi birer birer çık ömrün basamaklarını, düşler âleminde sis perdesini arala gözlerinin. yaz adını ayrılığa kavuşabildiğince. düş(me) artık peşime bu son gidiş. nicedir suskuya mı kardeş yüreğin!? canımın boşluklarına ot tıkma seanslarında bin otlakta yayılırken karmaşa okyanus diplerinde umarsızca vurgun yedim de ayıl(ama)dım rüyalarımdan. sanki benmişim âdem'i bir tatlı işve ile sürgün ettirip ağuyu bal gösteren havva; cennetlerden kovduran olmayan dünyalara! ibrahim oluvermişim kül san(d)ıkları bahçelerde gül olduğumu hissederek her defasında. yusuf'un gömleğindeki d/okunuşun gölgesinde züleyha mı idim sanki, bir ara ay şavkırken günaha. el değmemiş yanlarımla isa'lar mı doğurdum, meryem miydim masumiyetini akrepler sokan. yed-i beyza mucizeler mi fısıldadı ellerim ki nûr'unu gören gözlerin musa'sı sanıldım. nuh olup keşke yüzdürebilseydim tufanlarda gerçeği. billur saraylarda etekleri salınan belkıs'tım ama fark mı edemedim süleyman'ın dayalı duruşunu. ayılırken rüyadan, titretti çapsız bir kıpırtı asâyı ve yıkıldı sözlerinle saraylarımın anlık saltanatı. sen; adı ayrılıkla anılan ihanet! çıkar maskelerini gazap meleği! son vahyin ışığında kapandı göğün kapıları. lahûtî sese kulak verip mabede yönel. cümle kapısından gir şehre, gör ki ne âlemler yangınında suskun, güller ise küllerde son raksı sunsun. Neşe Yeşilova |
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
26/2/2007
-
dua

Ya Rabbi seni tarif etmektedir bütün güzel isimler. Sen güzel isimlerine aşikar etmezsen, ruhum karanlıkta kalır.Esmaül hüsnana şahit yaz beni.
Sensin Allah sanadır kulluğum. Sendedir çarem, seninledir varlığım. Seni arar ruhum seni anar kalbim. Başkasına değil sana muhtacım, başkasını değil seni çağırırım. Başkası yaradılmıştır sen yaratansın, baskası devamsızdır sen daimsin daim eyleyensin, başkası muhtaçtır, sen ihtiyaçsızsın ihtiyaçları görensin
Başka ilah yok sen Allahsın senki eşi benzeri olmayansın, senki bütün eksiksiz sıfatların sahibisin
Cemaline çevir yüzümü başkasına rağbet ettirme kalbimi... |
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
|
|
|